YENİ DERS YILI BAŞLIYOR…….
KARATAHTA; Günaydın arkadaşlar, bu sabah nasılsınız?
SIRALAR: (Bir ağızdan) Sağol karatahta..Günaydın arkadaşlar..
ÖĞRETMEN MASASI;Günaydın arkadaşlar, Bugün iyi uyuyabildinizmi? Ben hiç uyuyamadım. Okulun ilk günü diye gözüme uyku girmedi.
KARATAHTA; Doğru söylüyorsun arkadaşım..Bende uyuyamadım.
KÜRE; Neyse az kaldı. Bir saat sonra hepsi dolar buraya koşa koşa.
PERDELER Bağırarak, itişerek demek istedin herhalde.
KÜRE; Çocuk dediğin biraz yaramaz olur. Ama yerleri tozutmadan, kirletmeden, birbirlerini yaralamadan oynaşsınlar bırakın.
ELBİSE ASKISI; Birazdan mümtaz memur da gelir…Şöyle bir havalandırır sınıfı…
KİTAPLIK: Müdür depeşinden kontrole gelir tabi…
(Gülüşürler)
KÜRE; Necla öğretmende oturur, çantasını bırakır, parmaklarıyla toz kontrolü yapar yine her yerde…(Gülüşürler)
KARATAHTA; Arkadaşlar ben öğrencileri, çocuklarımı çok özledim…Yıllar oldu artık. Yaşlandım. Emekli olma zamanı geliyor ..Ama ben bu çocuklara doyamıyorum…
(Sessizlik)
DOLAP; Aman, bugün böyle şeyler konuşmayın..Biz çocuklar için varız…Biz yaşlanınca, eskiyince, kırılınca tabiki yenisini alacaklar…Onlar en iyisine layık…Yeter ki öğrensinler…
BİLGİSAYAR: Yeni dedinizde aklıma geldi…Bana yeni ekran kartı taktı müdür yardımcısı geçen Salı…Artık renklerim daha canlı….Hani teknoloji dediniz, yeni dediniz ya o yüzden ….dedim.
(Gülüşürler)
TEBEŞİR; Hani minik elleriyle beni alıp karatahtaya yazıyorlar ya…hani bazen yanlış yapıyorlar ya..
SİLGİ: Hani ben silmek zorunda kalıyorum ya….(Gülerler)
TEBEŞİR Onlar her harf öğrendiğinde, her işlemi doğru yaptığında alkışlayasım geliyor…
SİLGİ: Alkışla da konuşabildiğimizi anlasınlar öyle mi…
KÜRE; Konuşabildiğimizi bilseler ne komik olurdu..
SIRA: Üzerime yazı yazmazlardı herhalde…
ELBİSE ASKISI; Üzerime yüzlerce montu aynı anda asmazlardı yani…
KARATAHTA: Bunları bırakın…Onlar böyle bilsinler daha iyi..
KÜRE: Neyse birazdan bahçede toplanırlar…Bakın yavaştan gelmeye başladılar bile…Ay…çok heyecanlıyım…Sanki okula ilk kez gidiyormuşum gibi…
SİLGİ: Ne okulu kuzum …senin yaşındakiler iki üniversite bitirdi…(Gülüşürler)
DOLAP: Yine başkan Aylin konuşanları yazacak tahtaya….
TEBEŞİR: Murat yine Ayşe’nin saçını çekecek…
SİLGİ: Aysel yine derste tuvalet için izin isteyecek…
ELBİSE ASKISI: Tuncay’la Mert yine maçta itişecek…
SIRA: Hande ile Murat hala küs mü acaba…
TEBEŞİR: Birinci kim olacak bakalım bu yıl…İlayda hala şiir yazıyor mu acaba? Tuğberk yeni resimlerde yapmıştır…
DOLAP: Murat’ın annesi hastaydı…ne oldu acaba? İnşallah iyileşmiştir…
ELBİSE ASKISI: Hey geçen gün Nalan öğretmen koridordan geçerken duydum Tufan’ın bir kardeşi olmuş…(Sevinirler)
DOLAP: Desenize yeni bir öğrenci daha yetişiyor…
SİLGİ: Büyümüşlerdir değil mi? Tam üç ay oldu görmeyeli…
KARATAHTA: Büyümezler mi hiç….Kocaman olmuşlardır…
KÜRE: Anlaşılan hepimiz onları çok özledik…Onlarsız ne yapardık bilmem…
ÖĞRETMEN MASASI: Hey biri geliyor…sessiz olun…Bahçede kalabalık arttı…Yakındır…
KARATAHTA: Evet ben diyince susuyoruz…Müdür Dilaver geliyor…Bir, İki, Üç….Tıp….
(Sınıf sessizliğe bürünür….Yeni ders yılı başlaması için zil çalar…)
Yeni ders yılınız mutlu, kutlu ve uğurlu olsun çocuklar……
KİTAPLAR KONUŞUYOR
ROMAN:
-Ben bir romanım. Rafları beklemekten bıktım artık.Off! Canım çok sıkılıyor.Kimse kapağımı açmadı bugüne kadar.Bilseniz yazarım beni ne emeklerle hazırladı.Maddî sıkıntılar çekmesine rağmen bütçesini zorladı.Ne zaman sıcak bir dost eli değerse kapağıma,inanın çok güzel dünyalar sunacağım ben ona.
ŞİİR KİTABI:
-Ben bir şiir kitabıyım.Arkadaşım romanla aynı kaderi paylaşıyorum. Beni de açıp okuyan kimsecikler yok.Sayfalarıma sığdırılan mısralarla neler neler anlatırım oysa beni okuyanlara… Bir gün bir rüya ülkesinde gezdiririm, bir gün gerçeklerin köprüsünde… Bir gün bir annenin ninnisinde… Bir gül yaprağındaki çiy tanesinde… Hasret kokan bir asker mektubunda dile gelirim bazen. Bazen vatan savunmasında görürüsünüz beni. Gönderde dalgalanan bayrak olurum:
“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü…
Kız kardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü,
Işık ışık,dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum,senin destanını yazacağım”, diye haykırırım.
Akif’in mısralarında Kurtuluş Savaşı’nı destanlaştırırım:
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak,
O benimdir,o benim milletimindir ancak.
TARİH KİTABI:
-Çekilin bakayım oradan.Yer açın bana. Birazcık yorgunum da. Kim miyim? Ben bir tarih kitabıyım. Ne mi anlatırım?
Fatih’i anlatırım İstanbul’u fethederken. Atatürk’ü anlatırım Kocatepe’de karlar üstünde yatarken. Ulubatlı Hasan’ı anlatırım, kalenin burcuna Türk bayrağını çekerken.
“Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” diyen büyük önder Atatürk’ün izinden giden sahibim, o kadar çok okudu ki beni, bu yüzden çok yıprandım.Yorgunluğum işte bundandır. Yoo,yoo! Gocunduğumu sanmayın sakın! Aksine memnunum hayatımdan. Şöyle bir elden geçiren olsa da biraz kendime çeki düzen versem diyorum. Nerdeee? Sahibim öldükten sonra kimseye hizmet edemedim.Ha! Evin küçük oğlu mu? Ne gezer onda kitap okuma isteği? Bilgisayarı var ya! Ya bilgisayarının başında ya da sokakta top peşinde.
DERS KİTABI:
-Ben bir ders kitabıyım. Sizlere göre daha şanslıyım. Neden mi?Öğrenciler sayesinde tabii. Hemen hemen beni okumayan yok gibidir. Gelin tutun elimden birlik olalım. Birlikten kuvvet doğarmış bunu ispatlayalım. (Yan yana duran kitaplar el ele tutuşurlar.)
ANSİKLOPEDİ:
-Ben bir ansiklopediyim. Nedense insanlar işleri düşünce açarlar kapağımı. Kıskanmıyorum ama internet kadar faydalıyım. O yokken ,ben vardım çünkü. Özellikle öğrencilere çok kırgınım. Benden faydalanan bir öğrenci varsa mutlaka öğretmeni ödev verdiği içindir. Oysa ben bir bilgi deniziyim. Beni de aranıza alın lütfen! (Ansiklopedi de diğer kitapların elinden tutar.)
BOYAMA KİTABI (Koşarak gelir.)
-Durun! Durun! Beni unuttunuz.
Ben bir boyama kitabıyım.
Anasınıfı öğrencileri boyarlar resimlerimi.
Yazılarım yok diye,
Kitap yerine koymuyor musunuz yoksa beni?
Darılırım ama,
Kırılırım ama.
Unutmayın!
Anasınıfı da hazırlar çocukları yarına.
Lütfen, beni de alın aranıza!
(El ele tutuşmuş olan bütün kitaplar, ellerini çözerler; boyama kitabı sözünü bitirir bitirmez hep birlikte onu havaya kaldırırlar.)
* Boyama kitabı rolünün, ana sınıfı öğrencisine verilmesi uygun olur.
ÜLKÜ DUYSAK
ANNELER GÜNÜ’YLE İLGİLİ PİYES
Sınıf ortamı. Teneffüste olan öğrenciler dağınık bir şekilde sınıfta durmaktadırlar. Ön sırada oturan
iki kız öğrenci kendi aralarında konuşmaktadır.
SELİN- Neyin var Ayşe? Bugün çok dalgınsın. Seni üzen bir şey mi var?
AYŞE- Bi’şey yok…
SELİN- Hadi canım, ben seni bilmez miyim? Bal gibi üzgünsün işte…
AYŞE- Selin, sen benim en iyi arkadaşımsın değil mi?
SELİN- Tabi en iyi arkadaşınım. Hadi söyle, ne oldu?
AYŞE-( Önüne bakarak) Selin, galiba annemle babam ayrılacaklar…
SELİN-( Heyecanla) Gerçekten mi? Nerden biliyorsun? Annen mi söyledi?
AYŞE- Hayır, annem söylemedi. Ben dün uyumaya çalışırken onların yüksek sesle konuştuklarını duydum; kavga ediyorlar sandım. Kulak kabarttım. Annem: “ Bizim ayrılmamız Ayşe’yi çok üzecek.
Bu durumu ona nasıl açıklayacağız?” diye sordu. Babam da: “ Ayşe çok akıllı bir çocuk. Eminim bizi anlayacaktır.” dedi. Sonra annem: “ Yavaş sesle konuş! Ayşe bizi duyabilir “ dedi. Daha sonra ne konuştuklarını duyamadım. Sabaha kadar uyumadım. ( Sıraya başını yan koyarak ) Hem çok üzgünüm hem de uykusuz…
SELİN- Canım arkadaşım benim. Belki de yanlış anlamışsındır. Üzülme. Hem bu her şeyin sonu değil ki! Anneler ve babalar ayrılsa da çocuklarını çok severler. Hem bak, benim annemle babam da ayrı; ama ben ikisini de görüyorum.
AYŞE-( Başını sıradan kaldırır) Ama Selin, sen her zaman bana “anneme gidiyorum, babamı özlüyorum; babama gidiyorum, annemi özlüyorum” demez misin? Ben okuldan eve gittiğimde beni annemin karşılamasına, akşam olunca da babamın işten gelip birlikte yemeğe oturmamıza öyle alıştım ki! Ben, ikisini de aynı evde görmek istiyorum.
SELİN- Haklısın…( Birden sinirlenir) Hiç anlamıyorum şu anne babaları. Madem ayrılacaklar niye çocuk yapıyorlar? Zaten olan bize oluyor.
AYŞE- Tabi ya, niye masallardaki gibi olmuyor? Anneler, babalar ve çocuklar ömür boyu mutlu mutlu yaşamıyorlar?
SELİN- Kızım, masal bu masal. Gerçekler başka…
( Bu arada yanlarına arkadaşları Didem yaklaşır. Ayşe ve Selin konuşmayı keserler.)
DİDEM- Hadi koşmaca oynayalım
AYŞE- Yok Didem. Biz oynamayacağız. Sen başkasıyla oyna…
DİDEM- Neyiniz var? Bana küstünüz mü?
AYŞE- Yok canım, niye küselim? Ben biraz yorgunum da…
1
DİDEM- İyi, zaten benim de oynamaya isteğim yoktu. Yanınıza oturabilir miyim?
SELİN- Otur tabi. N’oldu? Niye oynamak istemiyorsun?
DİDEM- Çocuklar, biliyor musunuz? Yarın Anneler Günü…Ben anneler gününden nefret ediyorum! Niye böyle bir gün yaparlar ki! Annesi olmayan çocukları niye düşünmezler?
SELİN- Canım benim. Haklısın. Senin annen öldü ama şunu bil ki çok şanslısın; çünkü seni çok seven bir üvey annen var. Sen de onun gününü kutlayabilirsin.
DİDEM- Evet, aslında doğru; ama ben Serpil annemi çok sevmeme rağmen annemin de hayatta olmasını isterdim.
AYŞE- Yani annen baban ayrılsalardı bile mi?
DİDEM- Elbette. O zaman her ikisini de özlediğimde görebilirdim. Ama şimdi annemi görmem imkânsız.
AYŞE- Haklısın Didem. Aslında benim bu kadar çok üzülmemem gerekiyor.
DİDEM- Sen neden üzülüyorsun ki? Senin annen de baban da ayrı değiller.
AYŞE- Boşver( Arkadaşı Didemi öper) Sonra anlatırım. Bak, ben anneme en sevdiği parfümü alacağım Anneler Gününde. Sen de benimle gel. Birlikte Serpil Annene de bir hediye seçelim. Hem annem sana yardımcı olur. En çok ne sever Serpil Annen?
DİDEM- Kitap…( Gülerek) Tam bir kitap kurdu o… O kadar çok okuyor ki… Eminim gözlükleri bu yüzden takıyor. Çok okumaktan gözleri bozulmuş.
AYŞE- Akıllım hiç olur mu? Öyle olsaydı Türkiye’de insanların hiç gözlük takmaması gerekirdi. Çünkü Türkiye’de kitap okuyan çok az.
DİDEM- Doğru… Bak öğretmenimiz de çok kitap okuyor; ama gözlük takmıyor. Yaramaz Ali de hiç kitap okumaz; ama gözlük takıyor.
( Hep birlikte gülerler)
( Zil çalar. Öğrenciler yerlerine otururlar. Sınıfa öğretmen girer.)
ÖĞRETMEN- Beslenmelerinizi yediniz mi çocuklar?
SINIF- Eveeeet !
ÖĞRETMEN- Aferin size. Pekiii, ellerinizi yıkadınız mı?
SINIF- Eveeet öğretmenim!
ÖĞRETMEN- Çocuklar, canlıların hepsi faydalı değildir. Kirli bir el üzerinde veya fırçalanmamış bir ağızda milyonlarca bizim hasta olmamıza yol açan mikroplar vardır. Bu canlılara bakteri, virüs, mikrop gibi adlar verilir.
ALİ- Öğretmenim, annem bana kızdığı zaman hep “mikrop” der. Onu hasta ettiğim için mi?
( Bütün sınıf güler) 2
ÖĞRETMEN- Bilemem Ali, en iyisi sen bunu annene sor.
GÖKTUĞ- Öğretmenim, annem bana da “ sen benim ilk gözağrımsın” der. Bu kötü bir şey mi? Ben ağrı mıyım?
ÖĞRETMEN- ( Güler) Hayır oğlum. Bunun anlamı” ilk değerli varlığımsın “ demektir. Bugün herkes annesinden söz etmek istiyor galiba… Yoksa nedeni yarının Anneler Günü olması mı?
BURCU- Öğretmenim, babam: “ Anneler Günü para harcamak için uydurulmuş bir gündür. Parası olan da olmayan da bir şeyler almak zorunda kalıyor” diyor. Sizce de doğru mu?
ÖĞRETMEN- Çocuklar, böyle bir günde parayla hediye almak zorunda değilsiniz ki… Önemli olan bu günde annenizi bir şekilde mutlu etmek. Ne bileyim, mesela o gün babanızla birlikte annenize kahvaltı hazırlayabilirsiniz… Ya da odanızı toplayabilirsiniz… Ya da onu ne kadar sevdiğinizi söyleyip öpebilirsiniz…
BAŞAK- Öğretmenim, doğru söylüyorsunuz. Arkadaşımız Hasan’ ı gördüm okula gelirken. Söylemeyecektim; ama madem konu açıldı, söyleyeyim. Hasan’ın bugün okula gelmemesinin nedeni, simit satması…
ÖĞRETMEN- Kızım, simit satmak kötü bir şey değil ki… Hem zaten Hasan okul dönüşü satıyor simitlerini. Bugün niye gelmemiş
BAŞAK- Onu anlatıyorum öğretmenim… Hasan bugün her zamankinden daha çok simit satıp, annesine hediye almak istiyormuş… Onun için bugün gelmedi.
ÖĞRETMEN- Hasan hem çalışkan hem de akıllı bir çocuk. Ama onun simit satması okuluna engel olmamalı. Okul ve eğitim her şeyden önce gelir. Pazartesi onunla konuşurum. Galiba Burcu’nun babasının haklı olduğu yanlar var.
DİDEM- Öğretmenim, ben anneme kitap alacağım olur mu?
ÖĞRETMEN- Niye olmasın? Ancak kitap seçimini babanla birlikte yaparsan daha iyi olur.
BİRCE- Öğretmenim, ben anneme bir şiir yazdım, onu hediye edeceğim!
ÖĞRETMEN- ( Birce’nin başını okşar) Bu çok güzel bir hediye Birce. Bize de şiirini okur musun?
BİRCE- Okurum öğretmenim. Ben ilk defa seni görmüşüm anne
İyi ki görmüşüm
Ben ilk defa seni sevmişim anne
İyi ki sevmişim
Anneler olmasaydı bu dünya
Ne karanlık ne soğuk olurdu
Ben sensiz üşürdüm anne
İyi ki varsın
( Bütün sınıf Birce’yi alkışlar)
ÖĞRETMEN- Aferin benim küçük şairim. Çok güzel bir şiir olmuş… Bence çok anlamlı bir hediye olacak bu.
PELİN- Öğretmenim! Sizin de Anneler Gününüz kutlu olsun! Siz de bizim annemiz sayılırsınız.
ÖĞRETMEN- Teşekkür ederim Pelin. Doğru söylüyorsun. Zamanınızın çoğunu benimle geçirdiğinize göre, ben de artık anneniz sayılırım.
MURAT- Öğretmenim, geçen gün televizyonda bir haber seyrettim. Yavruları yanan bir köpek ağlıyordu ve onları yalayarak iyileştirmeye çalışıyordu. Hayvanlar da ağlar mı öğretmenim?
ÖĞRETMEN-Hayır Murat, bildiğimiz biçimde ağlayamaz. İnsanlar gibi gözyaşı dökemez; ama onlar da en az bizim kadar üzülürler ya da mutlu olurlar. Canlı olduklarına göre hayvanlara da en az insanlar kadar değer vermeliyiz. Onları korumalıyız değil mi çocuklar?
SINIF- Evet öğretmenim!
KARDELEN- Arkadaşlar, hadi hep birlikte “ Annem “ şarkısını söyleyelim! ( Öğretmene döner) Söyleyelim mi öğretmenim?
ÖĞRETMEN- Tabi Kardelen. Eveeet çocuklar, hadi bakalım, hep birlikte
Bütün öğrenciler ayağa kalkıp seyircilerin önüne gelirler. Şarkıyı söylerler. Şarkının bitiminde hep birlikte selam verirler.
SON
YAZAN BİRAY AKÇAY
|
|