YAŞ ONYEDİ..
Yaş On Yedi adlı kitap, bir lisedeki öğrencilerin, okulda yaşamış olduğu acı, tatlı olaylarını, gençlerin yaşantılarını, psikolojik durumlarını gerçek bir dille anlatan bir kitaptır. Romanın başrolünü paylaşan gençlerin içerisinde bulundukları zor durumları ve bu zorluklar karşısında vermiş oldukları mücadeleyi anlatan bir kitaptır.
Yaş On Yedi kitabı, gençliğin bomboş pembe hayallerinden ziyade, günümüzdeki gerçek durumunu, mücadelesini dile getiriyor.
Kitabın yazan İpek Ongun, gerçekten sade ve herkesin anlayabileceği bir dille yazılmıştır. Ve bence yaşlısı, genci, herkesin okuyunca bir şeyler anlayabileceği, okurken zevk ve dersler alabileceği bir kitaptır. Bu romanın gerek yazarının kullanmış olduğu teknik gerekse seçilen öykü münasebetiyle edebi ve eğitici değeri yüksek bir kitap olduğuna inanıyorum.
Kitapta gençler gerçekten de zor durumla mücadele ediyorlar. Hani büyüklerimizin gençlik yıllarını nasıl da yad ederler. İmrene imrene, özene bezene nasılda anlatırlar ya. O günlerde ne kadar rahat olduklarını, nasılda mutlu olduklarını anlatırlar hep. Ama Yaş On Yedi kitabının kahramanlarını, bulundukları dönemin, ne kadar zor bir dönem olduğunun ve onunla ciddi bir şekilde mücadele etmeleri gerektiğinin tam anlamıyla bilincindeler. Aynı zamanda karşılaştıkları güçlükleri yenmek için başarılı bir mücadele verecekler ve veriyorlar.
Kitabın ilk bölümünde romanımız kahramanlarından birinin başından geçen acı olay anlatılıyor. Bahar annesini kaybetmişti. Etrafında olan babası, anneannesi ve dedesinden ziyade ona ilk desteği veren okul arkadaşı Sevgi vardı. Bahar’a okuldan cenaze dolayısıyla bir haftalık izin alındı. Tabi arkadaşı Sevgi yanından hiç ayrılmıyor, ona destek olmak, acısını bir parça olsun unutturmak için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Ağabeyi Hakan’da anneannesi ve dedesiyle birlikte Ankara’ya gitmişti. Bahar ailesinin bir anda paramparça olduğunu düşünüyor ve çok üzülüyordu. Böyle bir zamanda babası, ağabeyi ve kendisinin bir arada olmaları gerektiğini, bu acıyı birlikte göğüslemelerini düşünüyordu. Sevgi Bahar’a teselli vermeye, acısını bir nebze olsun unutturmaya çalışıyordu ama elinden pek fazla bir şey gelmediğini kendisi de biliyordu.
Bahar için okuldan alınan bir haftalık izin bitmişti ve Bahar okula döndü. Tabi ki ilk günleri zor olacaktı ve öyle oldu. Bahar okuldaki ilk anlarında rahatsızlandı, midesi bulanmaya başladı, ayakta duramıyordu. Ve yine yanında arkadaşı Sevgi vardı. Daha sonra sınıfına geçti ve teneffüs zili çaldı. Teneffüste bir haftadan sonra okula dönen Bahar’ı arkadaşları çevreledi ve başsağlığı diledi. Hava doğal olarak sıcak ilişkilerin olduğu bir halde değildi, derken Eşref’in sözüyle başlayan bir muhabbet ortamı yumuşatmaya yetti. Arkadaşları Eşref, Volkan, Keriman, Mine, Derya onun acısını unutturmak için okulda olayları anlatmaya başladılar.
Derken hareketli okul günleri tekrar başlamıştı. İlk gün bitti. Bahar eve gidecekti, dolmuş durağında beklerken gözü Serdar’a ilişti. Bahar Serdar’a karşı farklı bir ilgi duyuyordu. Onu her gördüğünde yüreği hop hop ediyordu. Aynı okulda olmalarına rağmen sadece merhaba vardı aralarında. Derken Serdar motosikletiyle otobüs bekleyen Bahar’ı evine götürme teklifi yaptı. Bu teklif Bahar’ın içindeki kara bulutları almış, yerine güneş açtırmıştı. Derken Bahar’ın evine varıldı. Serdar da Bahar’ın bakışları arasında motosikletiyle kayboluverdi.
Lise yıllarında yaşanan hikayeleri anlatmaya başlıyor artık roman. Gizli gizli sigara içen öğrenciler, sınavlarda kopya çekenler, öğretmenler odasından soru çalmalar ve daha neler neler. Eşref’le Volkan zor aşamalar sonucunda fizik sorularını çalmışlardı. İşte o an asıl ders anıydı gençler için bu sınav meselesi gençliğin ayrı ondaki üç farklı kişiliğini sergiliyordu. Eşref’le Volkan hileciliği, uyanıklığı, Mine dürüstlüğü, Bahar’sa yalancı bir başarı ve dürüstlük arasında bocalayan bir kişiliği seviyorlardı.
Eşref’le Volkan zor koşullar altında büyük stres, büyük heyecan yaşayarak Selçuk hocalarından fizik sorularını çalmışlardı. Tabi büyük bir heyecanla arkadaşları Mine ve Bahar’ın yanına geldiler. Artık çalışmamıza gerek yok kızlar dercesine, övüne övüne soruları çalmayı başardıklarını söylediler. Mine dürüst bir şekilde arkadaşları Eşref ve Volkan’ı geri çevirdi. Mine kopyaya inanmadığını söyledi. Eşref’le Volkan canın isterse deyip sıyrıldılar. Daha sonra da soruları Bahar’a uzattılar. Bahar kararsızdı, bir taraftan soruları almayı çok istiyordu. Çünkü karnede iyi bir fizik notu harikalar yaratabilirdi. Ama diğer taraftan da Mine’nin haklı olduğuna inanıyordu. Bir taraftan eli soru kağıdına gidiyordu. Ama sonunda kararını vermişti, ben almayacağım dedi ve kurtuldu. Mine arkasından düşüncelerini tahmin edercesine, ona teselli vermek amacıyla William Shakspeare’in bir sözünü aktardı. “Kendine karşı dürüst ol”. Sonuçta kazanan dürüstlük olmuştur. Mine, Sevgi, Bahar normal olarak ders çalıştı. Eşref ve Volkan sadece ellerindeki sorulara çalışıyordu. Sınav günü geldi ve Eşref ve Volkan şok geçirdiler, soruların ellerindeki sorularla hiçbir alakası yoktu, yıkılmışlardı.
İşte Eşref, Volkan, Mine, Bahar, Sevgi, Derya vb. öğrencilerin yaşamış oldukları böyle acı, tatlı günleri, sevgileri, aşkları anlatıyor bu kitap. Derya, Mine’nin dedikodusunu yapar, Eşref Volkan’la bir kız yüzünden tartışır. Eşref’le Volkan ders çalışmadan sınıf geçmenin yollarını arar, Mine dürüst bir şekilde çalışarak hakkıyla ders geçmeye çalışır. Kızlar arasındaki dedikodular dinlenmeye değerdir. Mesela Derya şıp sevdi bir gençti. Sürekli değiştiren bir kız. Dolayısıyla diğer arkadaşları da onunla bu konu hakkında alay ediyorlar.
Bir yıl sona ermiş, sınıfı geçenler başarılı karneleriyle, başarısız olanlar boyunları bükük evlerine gidiyorlardı. Acısıyla, tatlısıyla bir okul yılı da böyle bitmişti. Genelde her okulda ve yine genelde üst sınıfların yaptığı parti şeklinde, adına okul çayı denilen eğlenceler düzenlenir. Ve yine böyle eğlencelerde herkes şık giyinir, danslar edilir, oyunlar oynanır yemekler yenir. İşte böyle bir eğlence yapmışlardı bizimkiler. Güle oynaya birbirlerine takıla takıla güzel bir geceyi noktalamışlardı. 19 Mayıs gezisi adı altında bu arkadaşlar mezuniyetleri yaklaşınca bir gezi düzenlemiş eğlenmişlerdi. Ve Yaş On Yedi romanına insan hayatının en güzel çağı olan lise çağını mezuniyet balosuyla yazar İpek Ongun son noktayı koydu.
Kitap, gerçekten lise çağında her insanın yaşadığı ikilemleri, mutlulukları, acıları, arkadaşlıkları, dürüstlüğü, yanlışlığı anlatıyor. Her gencin ya da yaşlının okuduğu zaman kendinden bir parça bulacağı, bir kitap. Öyle bir yazılmış ki, yaşlıların gözleri dolabilir, duygulanabilirler eskileri hatırlayıp. Ve gençler kendilerine gayet güzel nasihatler çıkartabilirler. Çünkü bu kitap kendilerinden önce aynı dönemi yaşamış bir insanın dilinden, o dönemdeki doğru ve yanlış hareketleri objektif olarak aktarabilen bir kitaptır.
KENDİ AYAKLARININ ÜSTÜNDE
Neden yazarız? Daha doğrusu neden anı defteri tutarız? Yaşamımızın her döneminde, ama özellikle ilk gençlik çağında, sorunlarımızı, mutlu mutsuz anılarımızı bizi yargılamadan dinleyen, paylaşan birilerine gereksinim duyarız. Ve -bu biri- evet, bildiğiniz, anı defterimizdir. On beş yaşındaki Serra tüm duygularını, düşüncelerini anı defteriyle paylaşıyor. Annesiyle babası neden garip davranıyorlar? Yoksa yolunda gitmeyen bir şeyler mi var? Çeşme'de tatil günlerinde tanıştığı yeni arkadaşları Serra'nın yaşamında ne gibi değişikliklere neden olacaklar? Tüm bu sorunların cevaplarını Serra'nın anı defterinde bulacaksınız.
KENDİ AYAKLARI ÜZERİNDE DURMAK:
Romanın Kahramanları:
Serra: Kitabın asıl kahramanı, yazarın kendisi.
Sırma: Serra’nın kuzeni.
Cüneyt: Serra’nın duygusal ilgi duyduğu erkek arkadaşı.
Mualla Hanım: Öğretmen.
Günlük 24 Haziran’la başlar. Serra yaz tatili için gittiği İzmir’deki Kuzeni Sırma ’nın anlattıklarıyla konuya başlar. Arkadaşı Zeynep’in Amerika’da okuyan Nilgün ablasının Amerikalı bir gençle evlenme kararı alması ve bunun evdeki yankılarından bahseder. Yaşlıların bu olaya yaklaşımına, anne babanın olaya olumlu yaklaşımına ve genç yaşta Nilgün’ün aldığı böyle bir kararın etrafında yarattığı izlenimlerden bahsediyor. Bu arada Sıla’nın uçuk hareketlerine, ne olduğu belli olmayan mankenlik ajansına manken olmak için başvurmasına, kendini tanımadığı kişilere kaptırıp bir görüşte aşık olmasına ve sorumsuzca fevri hareketlerine yer veriyor. İzmir’den arkadaş grubuyla bir Akdeniz turuna katılır. Bu, annesinden ayrı ilk çıkacağı yolculuklutr. Kendisi on sekiz yaşlarına yeni girmiş lise iki öğrencisidir ve bu geziyi kendi ayakları üzerinde durmanın ilk aşaması olarak görmektedir. Kendisinde çok büyük değişiklikler görmeye başlamıştır. Bir kere, annesini iş nedeniyle üç günlük dış geziye göndererek bu süre zarfında evde yalnız kalmaya ikna etmiş ve bunu da çok güzel başarmıştır.
Erkek arkadaşının başkasıyla çıkıyor olması onu yıkmıştır, ama bunun gençlikte yaşanan ilk aşklardan olduğunu, unutlması gerektiğini yaşayarak ve tecrübe edinerek öğrenmiştir ve bunu da olgunlaşmanın bir aşaması olarak görmüştür. Arada bir Ankara’ya babaannesinin yanına ve ayrı yaşayan babasına ziyarete gider. Babasının evlenmeyi düşündüğü yeni bayandan, olgun görünen yetişmiş insanların da aynı çocukluk hatalarının yapabileceklerini ima eden konuları duyar. Daha çok okul çevresinde olup bitenlere günlüğünde yer verir. Özellikle öğretmeni Mualla Hanım’ın hayata atılmak ve kendi ayakları üzerinde durmakla ilgili verdiği tavsiyeler öğrencileri bayağı etkilemektedir. Meslek seçimi konusunda şimdiden karar vermeleri tavsiyesi üzerine, Serra da içinde gizli kalan gezme ve görme tutkusunun onu turizm mesleğine daha yatkın olduğunu keşfetmesini sağlar. Bunun içinde hafta sonları bir turizm acentasında çalışmaya gider. Burada gerçekten aradığı mesleğin turizm olduğunu keşfeder ve kararını verir. Mualla hanım o yıl 10 Kasım’ı Ankara’da Anıtkabir ziyareti şeklinde düzenler. Serra bu geziden çok etkilenir ve bu geziyle ilgili “10 Kasım ve Atatürk” diye içinden geldiğince bir kompozisyon yazıp bunu Mualla Hanım’a verir. Kompozisyon çok beğenilir ve bunu bir dershanenin düzenlediği Amerika’ya gezi ödüllü “10 Kasım ve Atatürk” konulu kompozisyon yarışmasına gönderirler. Yarışmada da Serra’nın yazısı birinci gelir ve iki haftalık Amerika gezisini kazanır. Şubat tatilinde de yine yalnız olarak yeni yerleri ve dünyayı keşfetmek için yola çıkar. Sırf bu geziye çıkmak için bile pasaport, vize, uçak bileti alma gibi birçok konuyla Serra ilk defa karşı karşıya gelir ve tüm bunları yaşayarak üstesinden gelmeyi başarır. Serra kendisinin ayakları üstünde durmasını sağlayacak yıldızını bulmuştur. Artık kararını vermiştir ve turizmci olacaktır. Akdeniz gezisi, yazı yarışmasını kazanması ve ABD gezisinin kendisine çok şeyler kazandırdığına inanır. Hem gönlü hem de kafası zenginleşmiştir. Cüneyt’e gelince tüm gezi boyunca hatırlamamıştır bile.
Bir genç kızın gizLi defteri
1- Bir genç kızın gizli defteri
Neden yazarız? Daha doğrusu neden anı defteri tutarız? Yaşamımızın herdöneminde, ama özellikle ilk gençlik çağında, sorunlarımızı, mutlumutsuz anılarımızı bizi yargılamadan dinleyen, paylaşan birilerinegereksinim duyarız. Ve -bu biri- evet, bildiğiniz, anı defterimizdir.On beş yaşındaki Serra tüm duygularını, düşüncelerini anı defteriylepaylaşıyor. Annesiyle babası neden garip davranıyorlar? Yoksa yolundagitmeyen bir şeyler mi var? Çeşme’de tatil günlerinde tanıştığı yeniarkadaşları Serra’nın yaşamında ne gibi değişikliklere neden olacaklar?Tüm bu sorunların cevaplarını Serra’nın anı defterinde bulacaksınız.
2- Arkadaşlar Arasında
Eğer sevinçlerimizi içimizde hasret olmadan paylaşabiliyorsak,dertlerimizi gizlice sevinmeden bölüşebiliyorsak, kötü kişi olmayı gözealarak birbirimize doğruyu söyleyebiliyorsak, böylece birbirimiziyanlışlardan koruyabiliyorsak, samimiyetle saygının ince çizgisiniçizebiliyorsak, birbirimizi yargılamadan olduğumuz gibikabullenebiliyorsak, dünyalara bedel bir dostluğa sahibiz demektir.Aldığımız kadar verdiğimiz böylesi bir dostluk, çocukluktan ölüme dekinsanoğlunun edinebileceği en büyük zenginlik, kişinin kendineverebileceği en büyük armağandır!
3- Kendi Ayakları Üstünde
Lise yılları sona ermekte…
Gelecekle ilgili doğru kararlar almak gerek.
Hangi meslek? Hangi üniversite?
Kendi ayaklarının üstünde durabilmek için sorular sormak,
düşünmek gerek.
Serra ile arkadaşları bu zor dönemi yine kah gülerek kah hüzünlenerek ama hep birbirlerine omuz vererek sürdürüyorlar.
Ya ilk gençlik aşkları?
Onlar ne olacak?
4- Adım Adım Hayata
Üniversiteye giriş…
O ilk yılın heyecanı…
Arkadaşla paylaşılan kendine ait bir ev…
Küçük özgürlükler…
Serra bu yeni ortamda kimlerle arkadaş olacak?
Acaba onu neler bekliyor?
Ya aşk?
5- İşte Hayat
Üniversitenin son yılında Serra ve arkadaşları günümüzün zorkoşullarıyla baş etmeye çalışırken, onlara yine Doğanay Hoca sohbetleriyardımcı oluyor.
Soru soran kişinin, düşünen insan; düşünen kişininse gerçek anlamdaözgür insan olduğunu; hayatını ve kişiliğini sorgulayarak amacını vekendine özgü yaşam çizgisini oluşturup bir içgüç geliştirerek yaşamınıanlamlı kılmanın önemini; gelir geçer değerlerdense evrensel değerleresımsıkı sarılmanın tek çıkış yolu olduğunu tartışıyorlar. Ve bütünbunların yanı sıra yaşamla ilgili çok önemli bir ayrıntının farkınavarıyorlar.
Hayatla ilgili bilgiler tersinden öğreniliyor.
Okulda önce çalışıp, öğrenip sonra sınanıyor insan.
Hayattaysa önce sınanıp sonra buradan bir şeyler öğreniyor.
Eğlenceli olaylarla, duygusal ilişkilerin güzellikleri ve sorunlarıarasında saklanmış bu hayat derslerini, İpek Ongun’un diğerkitaplarında olduğu gibi bir solukta okuyacaksınız.
6- Şimdi Düğün Zamanı
Bu aslında bir veda mektubu…
Serra’ya veda etme zamanı geldi.
İnanın, ben de sizler kadar hüzünlüyüm.
Dile kolay, tam on üç yıldır Serra’yla birlikte yaşadık,
sorunları aştık, ağladık, güldük.
Ama, bu süre de iyi işler de yaptık.
Ve bunları sizlerle el ele başardık.
Siz beni yönlendirdiniz, ben yazdım.
Ve bu kitaplar yazılırken sadece siz değil, ben de çok şey öğrendim.
Her yazarın bir çıkış noktası vardır.
Benim ki, ‘gence hizmet!’
Bu, her şeyin önünde geliyor, benim için.
Her şeyin bir zamanı var deriz ya hep…
Şimdi düğün zamanı!
7- Hayat Devam Ediyor
Hayatta ne çok yollar yürüyoruz.
Okul yolları… Çocukluk yolları… İlk gençliğin sancılı yolları…Üniversite yolları… Romantizmin acı tatlı yolları… Çalışma yolları…
Dönüp baktığımda bir prizma görüyorum sanki… Serra’nın ne çok yüzü var.
Çocuk Serra… Okullu Serra… Üniversiteli Serra… Aşık Serra..
Başka başka yollar, başka başka hayatlar, başka başka kimlikler, düşünceler, duruşlar…
Şimdiyse evlilik yolunda…
Hayat devam ediyor!
|
|